1 Eylül 2015 Salı

soğuuuuuk su-dan içeeeeen..! bu-uuuuuz gibiiiii soğuuuuuk suuuuu...

o kadar melodik, o kadar davetkar bağırıyodum ki; Allah bilir (çok parlak başarılarla dolu :P) kariyerimin bir reklam cingılıyla başladığının farkında bile değildim. pazarda su satma devrinden, rahmetli amcamın sayesinde GırGır okumaya geçtiğim devirde, televizyon girdi hayatımıza. haftada üç gün, günde üç dört saatlik yayını izliycez diye boynumuzun koptuğu bu eziyetli süreçte reklam filmleriyle tanışmıştım. boynumuz neden mi kopuyordu? mahallede televizyon olan bi kaç evden biri amcamların eviydi. cicannem (amcanın eşine cicanne denir) de diğer bütün televizyonu olan komşu teyzeler gibi onu neredeyse tavana yakın bi yüksekliğe koymuştu da ondan. yayın olan akşamlar o evler düğün salonu tadında, çoluk çombalak istilaya uğradıkları için, televizyona bi şey olmasın diye böyle bi önlem alınıyordu sanırım o zamanlar.

İsmet adında bi arkadaşım vardı, şimdi dizilerde, filmlerde küçük roller alıyor. İsmet'le ben kafamızı tavana dikip, o üç dört saatlik yayını gözümüzü kırpmadan izlerdik. reklamların metinlerini ezberlerdik. kuşak içinde çıkacak reklamı tahmin etme yarışması yapardık... büyülenmiş olmalıyız ki, o da ben de, o sihirli kutunun içindekileri izlemekle yetinmeyip, şimdiki tirent söylemiyle şov bizınıs dünyasına kendi çapımızda dalma konusunda hiç tereddüt etmedik...

1988 yılının Kasım ayında saygıdeğer Emel Uygur'un yanında yapım asistanı olarak işe başladığım TRT İstanbul Televizyon'undan 1990 Eylül'ünde İmaj TV'ye transfer olduğumda, çocukluğumdan beri büyülendiğim şov bizınıs dünyası pek tınlamadı elbette...
tınlamadı ama nasıl bir değeri ıskaladığını yıllar sonra, iki kanal ADO'yla yaptığım gaste filmlerinin
"25 KUPON DEĞERİNDE HERKÜL KUPON" yazısına yaptığım efektleri görünce anladı şıp diye! üstelik nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu anlaması da pek uzun sürmedi. evet canavar zincirlerinden kurtulmuştu artık ve eyvah ki eyvahtı :)

senseylerim Mehmet Gökkan, Hakan Toptaş, Tanju Özdemir, Rıfkı İlyasoğlu ve Okti, 1 Eylül 1990 günü dördüncü gastecilerdeki İmaj TV'nin ikiz villalarından içeri girdiğimde ne düşündüler bilmem ama... işe başladıktan dokuz gün sonra şirketi su basınca bana tuhaf tuhaf bakmaya başladıklarını hatırlıyorum. evet su bastı... Nurettin Sözen İSKİ skandalının patlayacağından habersiz, susuzluğa çare olsun diye İstanbul semalarında "yağmur bombası" patlattı! ama ne patlatma! tabii ki istanbul'u sel aldı... yirmibeş senedir aynı istikrarla da almaya devam ediyor zaten. "Çarşamba'yı sel aldı..." türküsü kadar absürt bi türkü duymadığımı itiraf ederek, bu sulu muhabbete bi son vereyim dilerseniz.

işe başladıktan sekiz ay sonra, tam eysyirmibeş'i, ADO'yu, ABEKAS'ı öğrenmişken, müşteriler beni tanıyıp, benimle çalışacaklarını duyduklarında suratlarını ekşitmekten vazgeçmişken... askere gittim! hem de onaltı ay, asteğmen olarak. askere çağrı pusulamı aldığımda, bu durumu iletmek üzere şimdiki Melodika'nın yerinde olan İmaj Ses villasındaki odasına gittiğimde tanışma fırsatı bulduğum Cemal Noyan, yirmibeşinci yılına girdiğim kariyerimin en etkili, en iz bırakan insanlarından biri olacağını göstermişti bana. "oğlum ne askerliği, boş ver gitme!" "Cemal Bey, mümkün değil! babam beni evlatlıktan reddeder!" "tamam ulan, siktir git o zaman dallama! tam da işi öğrenmiştin. git, bi buçuk yıl sonra her şeye baştan başla!" "tamam Cemal Bey, öyle yaparım.." "e ne duruyorsun, hadi git! yıkıl karşımdan!" "Peki Cemal Bey..." paaaat! (yıkılma efekti)

şaka bi yana başta Cemal Noyan olmak üzere, Cemal Karman, Özden Dilber, Sibel Oğuz, Mine Kalpakçıoğlu, Ziya Sağır... o-hoooo! tek tek sayamam ki... hayır sayarım da, ya birini atlarsam? yirmiüç yaşında, ekmeğe mama, tike sopa derken başladığım meslek hayatımda çok güzel insanlarla tanıştım, çok güzel insanlarla çalıştım. en sakin, en uyumlusundan tut da, en hırçın, en kıl, en sinemakisi bile tahammül etti bana... sabırla sabahlara kadar arkamda oturup, bana derdini anlatmaya, hayalindeki şeyi tam da istediği gibi yaptırmaya çalıştı. ben de elimden geldiğince, aklım erdiğince onların dediklerini yaparak, zamanla tecrübe kazandıktan sonra kendimden de bi şeyler katarak işimi en iyi şekilde yapmaya çalıştım. başarılı ya da başarısız olduğumu burada yazacak değilim elbette. başarılıyım desem, benimle çalışırken "illallah" etmişlere, başarısızım desem, "bana inanmış, güvenmiş, tercih" etmişlere haksızlık etmiş olurum. bence en doğrusu buna tarih karar versin! ulan ne laf ettim beee! politikaya mı atılsam, n'aapsam?

lafı dolandırıp, kafanızı ütülemek istemem...

o yüzden diyorum ki,


bazı şeyleri tadında bırakmak lazım…

1 Eylül 1990’da çıktığım bu yolda acı tatlı bi dünya anı ve insan biriktirdim, bi tek para biriktiremedim. Ama asıl servet zaten buymuş, yirmibeş yıl boyunca yaşadığım her gün en çok da bunu öğrendim. Ha bi de, flame’de track yapmayı ve chroma key yapmayı…
1 Eylül 2015’ten itibaren; gençlerin önünü açmak, yirmibeş yıldır bana tahammül eden müşterilerin çektikleri çileye son vermek, artık on yaşındaki kızımın bile yaptığı “Logoyu yalayan ışık” efektinden bütün reklam camiasını kurtarmak için jübile yapmaya karar verdim. attığınız sevinç çığlıkları kulaklarımı tırmalıyo ve bazen çok kırıcı oluyosunuz!


NOT: başta Lami Sesar, Erdoğan Esenboğa, Ali Tara, Esen Yeşilırmak olmak üzere şimdi sonsuz ikametgahlarından, anlamsız koşturmacalarımızı acı bir tebessümle izleyen bütün yüreğimde iz bırakanlara...
uzun saçımın, yaz kış giydiğim çizmelerimin ilham kaynağı Oğuzhan Tercan'a, onunla çalıştığım ilk günden, son yaptığım işine kadar her zaman elimin ayağımın dolaşmasına sebep olan Ali Taran'a, yaptığı işlerde deli gibi uğraşıp, sonsuz haz aldığım Umur Turagay'a ve beni TamTam yapan sevgili kardeşim Hakan Gül'e, en acemi dönemlerimde bana destek olan, inanan Metin Arolat'a, çok güzel ve çok nadir kliplerini benimle yapan Rezzan Tanyeli'ne, en rahat, en eğlenceli işlerimi yaptığım Can Ulkay'a, elim boş götüm yaş bi şekilde fırilens çalıştığım dönemde bana iş ve ekmek veren Didem ve Taylan Oğuz'a, Eda Arıkan'a, Mert Baydur'a, beni sensey belleyip bi dediğimi iki etmeyen kardeşlerim Kemal Gökalp, Cem Karaman ve Kemal Telci'ye, stajyer olarak İmaj'a başlamasına vesile olduğum, bugün Türkiye'nin önde gelen kalırist'lerinden olmayı başaran ve beni gururlandıran, göğsümü kabartan Bora Gökşingöl'e...
yoldaşım, kardeşim, arkadaşım, dostum Murat Turan'a... 
yok yok! bu liste bitmez valla! bu yazı da bitmez böyle!
uykusuz, çay sigara Ülker Çikolatalı Gofret gecelerimde benimle sabahlayan, beni seven, bana kızan, arkamda sinir krizleri geçirip bana çaktırmayan, bazen de çaktıran :P
kısacası beni ben yapan bu sektörün isimli isimsiz bütün kahramanlarına, yüreğimi çizdikleri için...
tek kare fotoğraf çekmeden gastecilik mektebinden mezun olmuş bu adamı adam yaptıkları için sonsuz teşekkürler! 
yirmibeş yılda yaşadığım her anı çok değerli, çok özel kılan herkesin yüreğine, emeğine sağlık!

01.09.2015

2 yorum:

  1. Her halinle güzel adamsın sen.Seni tanıdığım için gurur duymama sebep olacak kadar güzel ve özel . Her şey gönlünce olsun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sen de benim sahici gönül dostlarımdan birisin...

      Sil