o da bi şey mi? benim başka bi dünyada yaşamış benim var.
biz hiç az falan da değiliz.
kim bilir belki biraz yorulmuşuz, belki biraz kırılmışız,
kimine göre de "tatlı su" balığıyız.
ama kalabalığız!
kötü insanlar diiliz. fazla cesur diiliz sadece.
valla kolay diil bence.
eğitim diye bize yaptıklarını yapsalar size,
bizden daha kolay gelirdiniz dize...
ancak,
Seviyorum birisini,
Nasıl desem bilmem!
Allaaam 3. satırı unuttum.
İlk harflere baksana!
tadında yavuklu teklifi yapabilen, onu da kıza ulaştırmak için abisinden, babasından, kızın komşusu olan bekçi amcadan, kızın evlerinin oradaki bakkaldan, manavdan, terziden, kitapçıdan (kırtasiye değil kitap satan kitapçı), kahveciden, mahalledeki dedikoducu teyzelerden, öğretmenden, müdürden, müdür yardımcısından, matematikçiden, sosyalciden, okuldaki kantinciden, görevliden (adı sakat adamın zaten), kendi babandan, amcandan, dayından, komşu amcadan...
bunları atlatıp, kızın en yakın arkadaşına, bilemedin bi akrabasına vericen...
hadi bilemedin çeşme başında görücen ve en az iki üç hafta uzaktan bakışcan (kesişmek)...
yahu lafı uzatmaya gerek yok, nişanlınlan ve onun yürüyebilen irili ufaklı bütün akrabalarıyla birlikte sinemaya gidicen daha ne diyeyim kardeşim!
oğlum bize bi şeyleri kafamıza vura vura verdiler!
"tanımadığın insanlardan bi şey isteme" tembihlerinden,
"ama biraz yardım edin Memedali Bey (geçmişler olsun, acil şifalar dilerim)"
moduna hepimiz geçemedik bu yüzden.
üstelik sanki bize biri ilk emir "paylaş" demiş gibi paylaşmışız.
olanı tabii ki,
olmayanı paylaşmak ne ki?
demeden,
"ne var ne yok" bile paylaşmaktan, hepsi benim olsun çabasına uyum sağlayamamışız...
ama diyom ya, paylaştıkça çoğalmışız bi yandan.
büyüklerimiz, küçüklerimiz, yaşıtlarımız, eşimiz, dostumuz...
sevenimiz ve sevmeyenimiz olmuş.
ama çoğalmışız valla.
bi gaz gerekiyormuş bize ki;
zaten bizi en çok gazla harekete geçirmişler yıllarca.
manitasını gören magirusçu gibi arada bi "ara gaz"lara gelmişiz :)
iki tatlı dile içimizdeki "yorgun demokrat"ı haylamışız gizliden gizliden...
geçenlerde aydık biraz,
işe uyandık bu yaz :)
bahar gelmeden yaz gelmiyor dedik,
bahar demek "emek" demek,
fidan demek,
bağ bahçe, çapa kürek demek
dedik...
tohum dedik!
fide dedik!
umut ekiyoruz,
gelecek biçeceğiz!
güzel bir ülke,
insan gibi yaşanan bi...
başka bi dünya mümkün!
not: bu yazımı 30 Nisan 1980 gecesi, bir cemse asker, iki cip polisle evinden alınıp, 10 gün boyunca kendisinden haber alamadığımız, kulakları çınlayasıca annem tarafından sıkı sıkı giydirilip dualarla yolladığımız, on gün sonra ayağına küçük ayakkabılarını çorapsız giymiş ve üstünde kirli gömlek, yırtık pırtık bi ceketle dönen, bana "Galatasaraylılık" ve "dik kafalılık" gibi paha biçilmez bir miras bırakan babam, rahmetli Tırcı "Pala" Ersin'e ithaf ediyorum.
30 Nisan 2019