zamanı geldiğinde gitmek gerekir...sen istemesen de; gitmen hem sana, hem ardında bıraktıklarına iyi gelir... varlığın en büyük yaradır, duruşun üzer herkesi ve seni... aynı şeylere bakamaz, aynı sesleri duymaya tahammül edemezsin kimseyle! aynadaki yansımana küfretmeye başladın mı... gidersin, gitmelisin! çünkü bazen insan kendine bile ağır gelir! bu ağırlık; boğazında yutamadığın bir düğüm, göğsüne çöküp oturan bir mezar taşı, ya da kolunu kanadını kıran bi karabasandır...
çıplaktır ve açtır!
gözyaşına doymaz, vazgeçişlerinle beslenir ve ölümle serpilir en karanlık gecelerde! beynin zonkladıkça ve yüreğin sıkıştıkça büyür içinde pis pis sırıtarak! acılarınla büyür, kederlerinde büyür ve öyle büyür ki, kuş gibi hafif kalırsın onu yanında... hiç kadar ufalırsın:)
zaten gitmen de kolaylaşır bu sırada, kimse fark etmez bile gittiğini...
peki nasıl gideceksin?
kim bilir?
bazen "su gibi akar" gidersin, bazen "kapıyı çarpar" gidersin...
ama ille de bi şeylerden "cayar" gidersin!
en acısı, en sevdiğinden caymaktır ve dönüşü olmayan gidişlerdendir. arkana bakmadan ve en yalnız halinle gidersin... bi tek kendini, tükenmişliğini ve hanidir kaybolmuş umutlarını alıp yanına, nereye gittiğini bi an bile aklına getirmeden, sanki giden sen değilmişsin gibi gidersin... ve en sevdiğinse, gitmeni en çok isteyen... ölümden zor gelir adama! dünya dar gelir!
ama ne şanlı, ne şerefli bi gitmektir bu aynı zamanda!
için alev alev, avuçların sımsıkı yumruk ve taş olmuş yüreğinde o salak aşkın yürür gidersin mağlup bi Spartacus gibi:) uzaklaştıkça çoğalır göz yaşların ve pişmanlıkların! sorguladıkça geçmişi, kendini haklı bulur, kalana söversin bildiğin her dilde!
"bana düşen, bırakıp gitmek"lerle kol kola, mezarlık yanından geçen ödleklerinki gibi bestesiz bi ıslık eşlik eder sana... türkü desen tutturamazsın, köpek çağırsan yanına gelmez, salak ve tiz bi ses kulaklarında... duyan olsa, kimse ıslık da demez buna! yaptığın şey açıktır ki, yüreğinden geçenleri duymamak için gürültü yapmak derler adına! kuru gürültü tadında:)
günün sonunda gitmek, kaçmaktır bazen ve bazen kalmaktan daha zordur...
ama kim ne dersin dürüstçedir ve cesaret ister...
inat, sabır ve gurur yanına alacağın ilk üç şeydir ve kalabalığın göbeğinde yarattığın kendi ıssız adan, bütün vahşiliğiyle seni bekler! aç susuz, barınaksız ve ille de yalnız kalacağını bile bile gidersin...
sonsuz bi hiçlik her gece uzanır yanına ve sana zehirli şarkılar söyler... hayalinde yarattığın gemileri beklersin sonu gelmez sahillerde! "beni bekleme kaptan" diye haykırırsın, ufuktan geçen her gemiye... zaten hiç biri görmez bile seni... görünmek için yaktığın ateşler seni yakar kavurur...
kaçamazsın bu sondan ki, "öyle hüküm duyurmuşlar tanrılar divanında"...
gitmek yazılmıştır bütün okuduğun kitaplarda!
bi zamana ve bi adrese bağlı olmaksızın sadece gidersin...
bildiğin yolları bilemez, tanıdığın yüzleri göremez olursun...
iyice yabancılaşınca her şeye, dönmeye başlarsın...
her gitmek, bi başka yere dönmektir aslında.
ve hayat zekice hazırlanmış bir labirenttir...
ve kader bunun hep yapar sana!
gönül telimi titreten bütün "usta"ların önünde saygıyla eğilirim...
her gitmek, bi başka yere dönmektir aslında.
ve hayat zekice hazırlanmış bir labirenttir...
ve kader bunun hep yapar sana!
gönül telimi titreten bütün "usta"ların önünde saygıyla eğilirim...