13 Şubat 2019 Çarşamba

anneme reklamcı olduğumu söyledim...

Sefaköylüyüm ben. soran olursa, bi kısmına "rahmetli tırcı Ersin'in oğlu..." derseniz tanırlar. olmadı "yahu, rahmetli Dursun'la, rahmetli Nedret'in yeğeni var ya!" deyin yeter. haaa, baktınız iş, "Allasen bunadın mı yahu, rahmetli Sıdıka'nın torunu, yahu gelini var ya Kayserili Adviye. onun oğlu montaj mı yapıyomuş, neymiş. uzun saçlı, küpeli müpeli var ya!" mertebesine geldi, o zaman Sefaköy Gençlik Spor Kulübü'nün bahçesine gidin, kimi bulursanız ona sorun :)

29 Ocak 1967'nin karlı bi "akşam üstü"sünde doğmuşum. 16.20'de. annem hep öyle söyler ve doğum günümü, tam o saatte kutlar! anne işte! onun nasıl seveceğini, ne dozda seveceğini, ona söyleyemezsin ki,,, böyle kutlamak çok hoşuna gidiyor.

geçenlerde baş başa 2 gece geçirdik Kayserili gelin Adviye'yle :) oturduk konuştuk tatlı tatlı... bol bol ağladık tabii ki. mutluyken de, üzgünken de ağlayabilme becerimi aldığım canım annemle dertleştik anlayacağınız... güldük, ağladık, ha bi de film izledik. vurdulu kırdılı...

laf lafı açtı, konu işlere güçlere geldi. "nasıl gidiyor be oğlum..?" dedi, kaygılı, damlası gözünün ucunda.
"çok iyi gidiyor annem!" dedim.
"ya sıkıntıların n'oolcak, dünya kadar be oğlum..."
cümlenin sonunu bulamadan çağladı nehirler, çatırdadı bulutlar :)
"yahu dur, yapma gözünü seveyim..." derken,
konu değişsin, araya bi muhabbet açılsın niyetiyle bi çırpıda söyleyiverdim,
"anne ben reklamcıyım..."

"hem de 1 Eylül 1990'dan beri...

şimdi Bando'nun bulunduğu Sedir Sokağın stat tarafındaki Kiliza ve onunla ikiz nizam olan bi şeyin (ne şirketi bilmiyorum...) olduğu yerde,

İmaj TV'de...

başta beni İmaj'a tavsiye eden rahmetli kardeşim Nejat olmak üzere,
(isimlerini yazmayanlara nasıl ayıp olacak kim bilir ama, bence onlar kendilerini bilir) çok güzel insanların arasında başladım.

TRT İstanbul TV'undan çıkıp gelmiş, şapşik Tamer'in TamTam olduğu...

paylaşan, dayanışan, birbirine omuz veren ajanslarla, yapım şirketleriyle çalıştığım.
tanışmaktan, çalışmaktan, onur duyduğum insanların iş yaptığı, TamTam olmayı öğrendiğim...

kocaman bi sofrada hep beraber yemek yediğim,
çok çalışanın az çalışana iş pasladığı insanlarla çalıştığım.
mail falan olmadığından sözün bir değeri olduğuna inanan insanları tanıdığım.
yazılı olmayan kanunların yazılı olanlardan,
sözlerin, sözleşmelerden değerli olduğunu gördüğüm...

İmaj TV'de, Sinefekt'te, 1000 Volt'ta, Melodika'da, ABT'de, Mojo'da, VFor'da, Lighthouse'da, Animasyon Cumhuriyeti'nde, Anima'da, Telesine'de, IPD'de...
tabii ki; ajanslarda, yapım şirketlerinde, setlerde, kamera önünde ve kamera arkasında kapı gibi dostlarım var!" dedim.

birden aklıma geldi, unutmuş olmaktan utanıp;
"o da bi şey mi inhouse'u, freelance'i var..." dedim.
annem, "Allah korusun o ne biçim laf öyle!" demez mi?
ne zannettiyse onları güzel anacığım :)
"ah canım anam yurt dışında çalışan, oralarda bizi temsil eden, aslanlar gibi iş yapan, hayata tutunan bi sürü emekçi arkadaşım var!
sen hiç endişelenme!
evelallah, sırtım yere gelmez..." dedim.

annem durur mu, artık ne kadarını tutabildiyse içinde, hepsini serbest bıraktı. hıçkırıklar içinde birbirimize iyi geceler diledik.
çıktım balkona, yaktım bi kemıl silendır lacivert...

sağlam bi nefes çektim ve dedim ki içimden;
"ulan TamTam, 30 yıl önce bu yola başladığın sokağa döndün işte.
o zaman da kemıl içerdin...
kısa kemıl yumuşak paket.
üzerinde "türkiş ent domestik bilent" yazan.
hani askere giderken bi karton almıştın yanına da,
'ulan beni zengin sanıp soyarlar mı?' diye uyuyamamıştın ilk gece :P
bak, şimdi de kemıl içiyosun ama;
ne tütünü, ne tadı, ne paketi, ne devesi..."

deveye sormuşlar;
"boynun neden eğri?"
deve demiş ki;
"ulan ben senin..."

ne garip..!
doğum günü yazısı yazacaktım aslında. konu bambaşka yerlere gitti...
şaka maka elli2 oldum bu arada. sülale ortalamasına göre 90 dk'nın sonuna geldik sayılır. o yüzden çok bulutlu, mevsim normallerinin altında, hayatlı mematlı bi yazı yazacaktım.
hatta pekşat'a koymak için çok sıkı bi lafım vardı.
muhteşem Coco filminden arak, ama olsun.
diyor ki;

"seni hatırlayan en son kişi öldüğünde, gerçekten ölmüş olursun"

sağlam felsefe!

hatırlanmak da, nasıl hatırlanmak?
hiç unutulmamak iyi de,
"oh be, iyi oldu da geberdi pezevenk, insanlık kurtuldu..." diye anılmak,
tamamen unutulup gitmekten daha mı iyi sanki?
hep iki hayatım oldu, hep birilerine iyilik, kimilerine kötülük yaptım galiba...
maçın son çeyreğinde, içimde büyük bi savaş var!
mutlu ettiklerimle, mutsuz ettiklerim kavga ediyorlar.
"iyi bilirdik"çilerle, "s.ktir et şu yavşağı"cılar didişiyor bütün hücrelerimde...

dilimde hala şu Livaneli sesi,

"dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey!"

iyi ki doğdum,
iyi ki yaşadım,
iyi ki insan oldum...

bak bunun üstüne iyi gider, valla bak!

https://www.youtube.com/watch?v=0fsLJPxguWU

#delibando
13.02.2019