15 Ağustos 2012 Çarşamba
evrime ben de karşıyım...
evet evet, ben de evrimin bi saçmalık, insanları dinden imandan çıkaran uyduruk bi teori olduğunu düşünüyorum. ne teorisi yahu, bildiğin paranoyak bi hezeyan bence!
neden mi?
sorarım size ey evrimciler! bugünkü modern homosapiyensle, cilalı zonta taş devrindeki homosapiyens arasında ne fark var? hatta ben kendi teorimi bi adım ileri götürüyorum ve diyorum ki, pırtma taş devrindeki (hastayım bu devir isimlerine de bu arada. ne ulan bu? koskoca insanlık bi taşın yontulup cilalanmasıyla nasıl oluyor da çağ atlıyor anlamıyorum) homo, milenyum homo'sundan daha uygardı. nasıl mı? e nasıl olacak; üreme, büyüme, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını çözdüğü anda bütün hayallerini gerçekleştirmiş oluyordu... kafası rahattı, duvarlara resim falan çizip sanatla haşır neşirdi... ihtiyacından fazla tüketmiyor, durduk yere konu komşusunu öldürmüyor, yemeyeceği hayvana bitkiye zarar vermiyordu. zarar vermeyi bilmiyordu bile garibim! haaa, ne zaman bokuyla oynamaya başladı, yani; yok taşı yontayım, cilalıyayım, ikisini birbirine sürtüp ateş yakayım dedi... işte o an boku yedi!
gerçi bütün bunları o zamanki homo son derece masum ve son derece insani amaçlar için yapmıştı.
gel gör ki, evrimcilerin demesine göre evrildikçe(!), sapıttı şerefsiz!
karanlıkları aydınlatmak, ısınmak ve yemek pişirmek için buldu ateşi.
evrimleşe evrimleşe, kendinden olmayan homo'ları yakmaya başladı puşt!
başını sokup, yağmurdan kardan, vahşi hayvanlardan korunmak için mağaraları kullandı.
sonra bi gelişti bi gelişti, günahsız homo'lara mezar olan dandik toplu konutlar yaptı uyanık!
baktı kocaman hayvanları elleriyle avlayamıyor; ok yaptı, bıçak yaptı karnı doysun diye.
bi geçti yontmadan cilalıya, çekik gözlü homo'ların tepesine atom bombası attı kitapsız!
demokrasi getirecem diye masum homo'ları katletti vicdansız!
bi ara, "ulan bu dünya düzdür, elbet bi sonu vardır. fazla açılmayalım amk! düşeriz müşeriz dostumuz olmaz:)" diyip, oturdu kıçının üstüne yüzyıllarca!
sonra dönek bi kaşif "yok oğlum, yuvarlak bu dünya. üstünde korkmadan gezebilirsiniz" dedi.
sonra baktı kelle gidiyo "yok ulan, düzmüş" dedi.
dedi ama, eşşeğin kulağına karpuz kabuğunu kaçırdı bi kere! durur mu bu aç gözlü homo'lar!
haydaaaaa, başladı keşifler, işgaller ve sömürgecilik! adına da "medeniyet götürme" demezler mi! hay ben senin medeniyetine...
bi güzel tüyleri, kalın kalın kılları vardı bu şapşik homo'nun. kışın sıcak sıcak geziyordu. bi tek yazın bi ter kokusu falan yapıyordu ama, herkes koktuğu için kimse rahatsız olmuyordu.
sonra dallamanın biri elbiseyi buldu! ilk elbiseler fena da değildi. basit, gösterişsiz ve en önemlisi organikti!
ama durmadı bizim homo, evrimleşti ve gelişti dangalak... tabii modaydı, trentti bi sürü gereksiz olgu (aaa, ne güzel yerde kullandım olgu kelimesini be) soktu hayatına... bugün artık sadece kılık kıyafet için yaşayan uygar homo'lar yüzünden bi sürü hayvanın soyu tükenmiş durumda. kimyayı buldu bi hırt! sonra sentetik geldi, polyester geldi, "eskilere nnnaaaayyyyiiiiiloooon" geldi... kıyafetleri bunlardan yapmaya başladılar! bi de bu kıyafetleri ürettirmek için milyonlarca çocuk kadın erkek sıkma taş devrindeki homo'lardan daha kötü koşullarda çalıştırılıyor medeniyetlerin göbeğinde :(
düşündüm düşündüm, bi tek, bu tekerleği ne bok yemeye icat etti bizim delme taş devri homo'su,
onu bulamadım!
hadi tekerleği buldun, ne kurcalıyorsun kardeşim... nooldu şimdi? yaptınız arabaları. yollarda sapır sapır ölüyorsunuz. arabayı yürütecek benzini almak için it gibi çalışıyorsunuz. hatta bırak it gibi çalışmayı, it gibi dalaşıyorsunuz. bu arada bütün gerçek itlerden köpeklerden çakallardan özür dilerim.
bakın bu konu dallanır budaklanır uzar gider.
uzun lafın kısası, milenyum homo'su evrimleşerek zırtma taş devrinden bi adım ileri gitmeyi bırakın, ondan da geri gitti be kardeşim!
ve bugün!
devleti buldu milenyum homo'su...
kendi devletinden olmayan homo'ların, devlete başkaldıran homo'ların ve homo gibi yaşamak isteyen homo'ların ebesini skti... zindanlarda, fabrikalarda, tarlalarda, savaşlarda ve metrobüs duraklarında..!
demokrasiyi buldu, seçimi buldu ve seçim hilelerini de elbette!
kanunlar yaptı, kurallar koydu ve hemen o kanunları delmeyi, kuralları yok saymayı marifet bildi!
dinler geldi, belki adam olurlar. ateşe dağa, börtü böceğe tapınmazlar diye!
din adına, Tanrı adına katliamı buldu homo! hem de bunu dinler gelir gelmez buldu iyi mi! en hızlı evrim(!) burada yaşandı... ha bi de peşinden ırk, renk, cins ve mezhep ve dil ve... ve bi sürü götten uydurma farklılıklar icat etti kendi kendine... ve bunların acayip önemli olduğuna inandı, inandırıldı... şimdi milenyum homo'su, atası zortma taş devri homo'sundan bin kat daha vahşi, bin kat daha acımasız ve bin kat daha medeni bi şekilde dünyanın ebesini skmeye devam ediyor!
evrim der ki;
kullanılmayan organ yok olur!
hasssktir ulan oradan!
bizim burkma taş devri homo'su, günümüz medeniyet seviyesine beynini kullana kullana gelmedi mi?
eeee; nasıl oluyor da çağımızın homo'larının, sadece kılları ve beyinleri yok olmuş oluyor o zaman?
çok önemli not: yazıda geçen homo kelimesi, latince olan homosapiyens kelimesinin kısaltılmışıdır ve sadece okuma kolaylığı sağlasın diye kullanılmıştır. kaldı ki homosapiyensi bırak okumayı, yazmayı bile becerememiş olabilirim... bunun altında başka anlam arayan kalbimi kırar!
15.08.2012
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder