8 Temmuz 2012 Pazar

ölüm günü baktım kendime...



e bakmak lazım! mesela bugün ölsem, bi hafta sonra büyük kızkardeşimin doğum günü, Zeliş'in. kutlamaz o çatlak şimdi... "abimin 7si çıkmadı, 40'ı dolmadı, 52'si dönmedi" falan filan derken, valla kutlamaz bi daha doğum gününü...
ağustosa bıraksan; sıcaklar yüzünden benim tören millete eziyet olur! kan ter ve de toz toprak içinde, iki hayır duası alacakken milletten küfür yemek de cabası... hadi etsinler, ben takılmam öyle şeylere ama; insanları durduk yerde günaha sokmanın ne gereği var, di mi canım?
"e dur, yaz bitsin havalar serinlesin" diyeceğim; o zaman da yağmurlar başlıyor, okullar açılıyor, millet tatilden dönüyor...
ha, mezarlık hazır. Sefaköy'de.
ama o da sorun işte! eş dost var İstanbul'da, nasıl gelecekler? 2. Köprü'de ve Haliç'te tamirat, E5'in ortasında metrobüs, trafik tam bi işkence! e bizim mezarlık öyle ecnebi filmlerindeki gibi de değil... çamur içinde her yer. mezarlar üst üste ve de iç içe! aralarından elin boşken geçemiyorsun bilader; bi de tabut gelecek, mezara konacak, tahtalar durmayacak bi türlü, 2 gün sonra mezar çökecek. amcam sövecek, "ulan eşşoğlueşşek, bi rahat vermedin" diye... ne sandınız amcam da orada tabii, babam da, halam da... adı üstünde "aile kabristanı". bi de benim acayip bi sosyal çevrem var bilirsiniz... kokoş hanımlar, tiki boy'lar... nasıl gelecekler mezarlığa? makosenlerin derisi büzüşür, topukluların topuğu kırılır be! neyse belki onlar camiden dönerler, defin işlemine katılmazlar...
ulan bu arada Türkçe'm fena değildir ama, şu "defin" lafına hep takılmışımdır. doğru mu yazdım bilmiyorum ama, defin bana defetmeyi çağrıştırır hep... hani şey mi diyorlar adama; "öldün gittin, bizi üzüntülere boğdun! biz de seni bu dünyadan defediyoruz işte!"
kışın ölmeyi hiç düşünmüyorum! bi de kar mar yağdı mı tam rezillik! iyi tarafı havalar soğuk diye kokmazsın öyle kolay kolay... ama, defin:) işlemi gene eziyet...
yağmurda karda sadece defin mi, cenaze namazı da zor be kardeşim... üşürsün, ıslanırsın, e bi de hoca azıcık konuşmayı seviyorsa bittin demektir. hoca dedim de aklıma geldi. nedir bu hocaların cemaatle derdi yahu? ölünün arkasından konuşulmaz diye, bütün hıncını oraya toplanmış cemaatten çıkarmak doğru mu, hocam? düşünsenize ben yatıyorum musallada. e hoca da biliyor ne haltlar ettiğimi... sağlığımda yolunu bilmediğim camiiye, nalları dikince mecburen gelmişim... tam girişecek bodoslama, "bre zındık, geldin mi şimdi zurnanın zırt dediği yere!" diye... ama nerdeee..? "ölünün arkasından konuşulmaz!" ne yapılır? aynen avluda toplanmış hazır kıtaya Allah ne verdiyse girişilir. cumaya gelmeyenler, şekerde, kurbanda hooop güneye tüyenler, hacca gitmek yerine Şükrü Saraçoğlu'ndan kombine alanlar, içki içenler, zina yapanlar, dedikoducular, yalancılar, evrimciler, hele de devrimciler... bittiğiniz gün, bugündür! vicdansız zebaniler mi dersin, rezidanslar kadar yüksek alevler mi dersin, Olimpiyat Stadı'ndan büyük katran kazanları mı dersin... seç, beğen, al bakalım... "ateş seni bekliiiiiiyoooor"
bi yandan soğuk, bi yandan da hocanın dini kırıklar için çizdiği karanlık tablo tir tir titretir adamı; ne kıldığın namazdan, ne de ettiğin duadan hayır gelir valla...
böylece kışı da eleyince geriye ilkbahar kalıyor! ulan baharda da ölünmez ki be! baharda aşık olunur kardeşim! polenlerin ve hormonların havada uçuştuğu bi ortamda kim gelir benim cenazeme? milletin aklı şeyindeyken abdest tutar mı o günahkar bedenler? tutmaz tabii!
gördünüz mü? ne kadar haklıymışım... bi haftadır düşünüyorum "ne zaman ölsem?" diye. bulamadım gitti bilader! yok işte! şöyle gönül rahatlığıyla uzanıp musallaya, alacaklıların tümünden okkalı bi "helaaaaaal olsun" duymak istemez mi insan? ya da Hintli raca'lar gibi milletin omuzlarında salına salına mezarlığa yollanmayı... bu takvime göre milleti nereden bulacaksın da, omuzlarda taşıtacaksın kendini?
öfff! darlandım yaaa! yaşamak zaten gayet zor ve boktan...
bu memlekette ölmek yaşamaktan da zor kardeşim...
yok ulan, bu son tespit olmadı galiba:)


1 yorum: