6 Temmuz 2012 Cuma


çoğunlukla dilimi tutamam... hiç bi faydasını görmedim! aklımı kullanmam... çok zararlı! burnumun diki, hep rehberim oldu... burnum boktan çıkmadı! önce yapar, sonra düşünürüm... kimseye tavsiye etmiyorum!  insanları kırmak ve incitmek çok üzer beni ama, günün sonunda kırılan ben ve herkes olur... çok konuştuğum gibi, çok da yazarım. uzun uzun yazarım, cümlelere başlar ve fakat genelde bitiremem. yalnızım, sözde değil, özde yalnızım... feysbuk'ta 1000 küsur arkadaşı olan yapayalnız biriyim... sosyal medyanın ta amk! bi dünya bi "şey"lik arkadaşım var... "çocukluk", "askerlik", "okul", "iş", akraba eş dost. hepsini severim ve onlar da beni severler... tabii ki onlar da benim gibi yapayalnızlar! yoksa siz yalnız olmadığınızı mı sanıyorsunuz... üzgünüm ama, yalnızsınız. en çok muhtaç olduğunuz anda, en çok sevdiğiniz, en çok sevildiğiniz, etranızın en kalabalık olduğu anda, bi Çengelköy Hıyar'ı gibi yalnızsınız... burada kalabalıklaşmaya çalışan yalnız bi adamın, kaçınılmaz sonuna varış hikayelerini yazacağım... siz bi bok anladınız mı bu cümleden... ben anlamadım da! neyse "elimin ayarı yoktur" dedim ya! galiba buraya da bi sürü saçmalık yazacağım ve bi teşhirci tavrıyla sizlerle paylaşacağım. ne mi olacak? hiiiiç! bazı geceler hepsini tekrar tekrar okuyup; "keşke bunları yazmasaydım" diyeceğim:) 

haa bu arada, bu blog'u hayatımın en kötü günlerinden, belki de en kötüsü bi gününde açıyor olmam da bana çok acayip yakıştı doğrusu! bakın bu cümle de son derece saçma sapan oldu...  

sıkı durun, geliyorum! bu kafayla ne yazarım ben, var ya!

1 yorum:

  1. Tamer, deneyimlerle sabittir kardeşim; yazmak gerçekten mutsuzluk.. Mutlu olup yazanını hiç görmedim ben.. o yüzden hiç keşke deme, yazmaya devam :)

    telesine/özgür

    YanıtlaSil