26 Temmuz 2012 Perşembe

at sineği...



...olmak isterdim.
kızıl bi atın yelesinde... o, uçsuz bucaksız çayırlarda rüzgarla yarışırken; ben, kendimi bulmak isterdim... aşkla aramak, merakla bakmak her bi kayanın dibine ve acıyla beklemek isterdim soğuk gecelerden doğacak sıcak sabahlarımı. o kızıl at güneşe koşsun, ben de aynı güneşle yanayım isterdim. ruhum bölündükçe ikiye, üçe, dörde... bedenim acılar içinde kıvrandıkça, ben sımsıkı sarılayım o kızıl yelesine isterdim. sarılayım ve alıp beni götürsün diye dua ederdim. en uzağa, ama herkesten, her şeyden! en çok da kendimden uzağa gitmek isterdim. o kızıl gövdesiyle uçarken dört nala ve umarsız; korkularım, yalanlarım ve ille de acılarım, onun ayaklarının altında ezilsin yok olsun isterdim. sonra bi anda çayırın ortasına düşüp, öylece kalmak isterdim. kıpırdamadan, düşünmeden ve öylece kalmak! bi ölü gibi! en yaşamak istediği anda ölmüş bi ölü gibi! gözleri açık ve hala beklerken ruhuna doğacak güneşi, bedeni çoktan karanlık kuyuların dibinde çürümeye başlamış bi ölü gibi kalmak isterdim çimenlerin içinde. üstümden geçen kuşlara bi selamı esirgeyip, yüzümü kendi çirkinliğimde yıkamak isterdim. kırdığım bütün aynalar karşıma geçip benimle eğlenirken, uykusuz gecelerimi ve huzursuz sabahlarımı kendi kanımla boğmak isterdim. yokluğunu hissettiğim her şeyi unutmak ve çırılçıplak ve cansız ve düğüne bayrama gider gibi toprağa girmek isterdim. ellerimle kazıp kendi mezarımı, gözyaşımla suladığım çiçekler dikmek isterdim üzerine. yüzümde hala o salak tebessüm, koşmak isterdim bütün kaybettiklerime! bulunca onları o bilinmez diyarlarda, kanatlarımı koparıp, bi daha asla uçmamak için yeminler etmek isterdim bağıra çağıra! üzerimde kudurmuş dağ rüzgarları sevişirken, ben yerinden söktüğüm yüreğimi, o çirkin ego tanrısına kurban etmek isterdim. kanımı içerken attığı çirkin kahkahalarını, bütün yenilmişliğimle duymak isterdim.


bütün yenilmişliğimle haykırmak isterdim çayırın ortasında:
"korkuyorum, köpek gibi korkuyorum! ama asla vazgeçmiyorum!"


aklımı usulca bi köşeye bırakıp, çakalların elinden kurtardığım yüreğime sarılıp, gelmeyen sabahlara inat, o kızıl atın yelesinde kendi sabahlarımı doğurmak isterdim!


öyle kara bi bahtım var ki; at sineği olsam, eminim gider, bi sütçü beygirinin yelesine yapışırım ben:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder