Bir zamanlar bir su birikintisinin etrafında bir kurbağa kolonisi yaşarmış.
Vrakya derlermiş oraya. Uzun yıllar boyunca mutlu mesut
yaşayan Vrakyalı kurbağalar,
gel zaman git zaman eften püften sebeplerle kavga edip,
didişip küsmüşler birbirleriyle.
Rahat batmış bi nevi, rahatları bozuldukça daha çok ayrışmışlar, daha çok kavga etmişler...
Rahat batmış bi nevi, rahatları bozuldukça daha çok ayrışmışlar, daha çok kavga etmişler...
Bir arada olunca ne kadar güçlü olduklarını, dağılıp
parçalandıkça ne kadar savunmasız ve
kırılgan olduklarını göz ardı etmişler!
Beraber çalışıp, beraber kazanıp, beraber yaşamak yerine,
yaşadıkları su birikintisin dört bi tarafına dağılmışlar.
kırılgan olduklarını göz ardı etmişler!
Beraber çalışıp, beraber kazanıp, beraber yaşamak yerine,
yaşadıkları su birikintisin dört bi tarafına dağılmışlar.
İşte tam en hır gür oldukları, en ayrı gayrı oldukları bi
anda,
koloninin üzerinde bi leylek dolaşmaya başlamış.
koloninin üzerinde bi leylek dolaşmaya başlamış.
Her gün gelip, su birikintisinin üzerinde “vınnnn vınnnnn...”
diye dönüp,
“fiyuuuuuuuv” diye dalıyormuş gözüne kestirdiği kurbağaya...
her gün bi kurbağa gidiyor, kimsenin elinden bi şey gelmiyormuş.
“fiyuuuuuuuv” diye dalıyormuş gözüne kestirdiği kurbağaya...
her gün bi kurbağa gidiyor, kimsenin elinden bi şey gelmiyormuş.
Hatta öyle karışmış ki ortalık, leyleğe karşı çare üreteceklerine,
birbirlerinden daha da uzaklaşmışlar...
su birikintisi adeta bataklığa dönmüş.
su birikintisi adeta bataklığa dönmüş.
Artık bıçak kemiğe dayanmış, “hem ağlarım hem giderim”
halinden sıkılan bi grup kurbağa
“bu iş böyle olmaz” demiş ve su birikintisin yakınındaki kayalığın
altında yaşayan bilge kaplumbağadan çare istemek için yola çıkmışlar.
“Vrak, Vrak” diye zıplaya zıplaya varmışlar bilge kağlumbağanın huzuruna.
“Vrak, Vrak” diye zıplaya zıplaya varmışlar bilge kağlumbağanın huzuruna.
Anlatmışlar dertlerini:
“Vrak Vrak, Vraaaak, Vrak Vrrrraak..!” diye.
Bilge Kaplumbağa hiç düşünmeden cevap vermiş;
“Ulan şapşikler! Niye
birbirinizi yediniz de mis gibi su birikintisine sığamadınız. Neyi
paylaşamadınız da dört bi yana dağıldınız? Bakın uyanık leylek hepinizi tek tek
avlıyo.
Bir arada dursanız yapabilir mi bunu? Oğlum akıllı olun; bi daha leylek geldiğinde,
Bir arada dursanız yapabilir mi bunu? Oğlum akıllı olun; bi daha leylek geldiğinde,
el ele tutuşun ve
bırakmayın birbirinizi!
Bir araya gelin, bir
arada durun...
bakın bakalım o zaman
leylek sizi kolayca avlayabiliyor mu?”
Bizim aykırı kurbağalar bataklılığa ay pardon su
birikintisine dönene kadar
“Vrak! Vrak! Vrak!” diye hem zıplamışlar hem de bilge kaplumbağanın söylediklerini tartışmışlar.
“Vrak! Vrak! Vrak!” diye hem zıplamışlar hem de bilge kaplumbağanın söylediklerini tartışmışlar.
Kimi, “yemiş lan kafayı bu ihtiyar” demiş, kimi “oğlum
ihtiyarın kulağındaki küpelere baksanıza! Amma çok akıl almış, kulağına küpe
diye takmış. Bi anlasak mı adamı?” demiş.
Su birikintisine vardıklarında tuhaf bi şekilde büyük bir
inançla, bilge kaplumbağanın tavsiyelerini herkese anlatmaya başlamışlar. Kaotik
bir delilik içinde hareket eden kurbağaların duydukları şeyler önce hoşlarına
gitmiş, ama sonra bi çoğunun işine gelmemiş. Leylekten korkarak yem olmaya
devam etmektense, hayatta kalmak için bir araya gelmeye, birleşmeye korkmuşlar
aslında. Tartışmalar, falan filan derken bi gün hava bi anda kararmış. Bizimkiler
kafalarını kaldırıp bi bakmışlar, ne bi leyleği...
leyleğin sürüsü gelmiş Vrakya’ya!
Adeta bi katliam başlamış.
Kurbağalar “Vrak Vraaaaak!” diye, yani İmdat! İmdaaaaat..!
diye bağırarak leyleklere yem olmaya başlamışlar.
Bilge Kaplumbağadan akıl almaya giden çılgın kurbağalar,
“ulan, olur mu olur..!”
diyip tutuşmuşlar elele. Tam o sırada bi tane cingöz leylek,
bizimkilerden birini gagasıyla yakalamış. Tam yükselişe geçecek... ulan bi bakmış
kurbağa yerinden kalkmıyor!
Bi iki zorlamış, hafiften havalanır olmuşlar, nafile! Tek
tük sağa sola kaçışan kurbağaları birer ikişer avlayan leylekler hızla yükselip
yuvalarına dönerken, bizim delilerin ağırlığı yükselmesini önlemiş leyleğin. Bi
süre alçaktan uçabilmiş ancak, kurbağalar bu sırada ellerini hiç bırakmamışlar.
Hatta daha da sıkı tutmuşlar ellerini. Havalandıkları bataklıktan bi iki
kilometre sonra leylek bizimkileri daha fazla taşıyamamış ve gagasını açmış, 6
çılgın bunu fırsat bilip kurtulmuşlar gagadan ve başka su birikintisine
düşmüşler. Fakaaaat aslında bu bi su birikintisi değilmiş. Düştükleri yerde su
yerine şampanya varmış.
O sırada kayalıkların dibinde gözleri uzaklara dalan bilge
kaplumbağa başını kameraya çevirmiş ve “eeeee! Ellerini bırakan şampanyayı
içemez!” demiş.
Kıssadan hisse;
Bölünme birleş, bıdı
bıdı yapma yüzleş!
19.09.2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder